tempobet giriş

18 mart Çanakkale Zaferi anlamı ve önemi: Çanakkale Zaferi şiirleri

online radyo dinle

18 mart Çanakkale Zaferi anlamı ve önemi: Çanakkale Zaferi şiirleri

18 mart Çanakkale Zaferi anlamı ve önemi: Çanakkale Zaferi şiirleri

1.Dünya Savaşında İtilaf Devletlerinin Osmanlı toprakları üzerindeki emellerini gerçekleştirmek için Çanakkale üzerinden İstanbul’u ve oradan tüm Anadolu topraklarını ele geçirmek maksadıyla karadan ve denizden saldırıya geçtiği savaştır. Osmanlı’nın son dönemlerinde art arda kaybettiği topraklar nedeniyle Avrupa Devletleri tarafından ‘Hasta Adam’ olarak nitelendirilmiştir. Anadolu ve diğer tüm Osmanlı topraklarını ele geçirme düşüncesiyle düşüncesiyle topyekün saldırıya geçer. Türk ve Dünya tarihi açısından dönüm noktası olan Çanakkale Savaşı, karada ve denizde İtilaf Devletlerinin başarısızlıklarıyla neticelenmiştir. Osmanlı bu savaşı kazanmış olsa da büyük kayıplar vermiştir. Çanakkale Savaşının olduğu yıllarda ülkenin farklı bölgelerinde yer alan okullar hiç mezun vermemiştir. 

Tarihe altın harflerle Çanakkale Destanı olarak yazılan Çanakkale Savaşının önemini anlamak için İtilaf Devletlerinin Osmanlı üzerindeki emellerini iyi bilmek ve kavramak gerekir. Dünyanın en büyük donanmasına sahip olan İngiltere, dümeninin Osmanlı topraklarına çevirdiğinde Çanakkale’yi geçip iki gün sonra İstanbul’u ele geçireceği ve ardından Anadolu’dan Türk izinin yok etmek amacıyla yola çıkmıştır.   

Hasta Adam benzetmesiyle Osmanlı topraklarını ele geçirmeyi planlayan İtilaf Devletleri, bir ulusun yeniden doğuşuna tanıklık etmiştir. Bundan dolayı Çanakkale Savaşı, Türk milletinin Anadolu topraklarında ebediyen kalışının kanıtı niteliğinde önemli zaferdir. 

ÇANAKKALE SAVAŞININ ÖNEMİ

Osmanlı içten içe yok olmaya başladığında zaten tek hedefi Orta Doğu ve Anadolu’nun bereketli topraklara yerleşmek olan Avrupa’nın sömürge devletleri, Osmanlı’ya savaş ilan ederek birçok farklı cephede saldırmıştır. Dört bir yandan saldıran İngiltere, Fransa, İtalya ve Rusya’ya karşı kendini savunan Türk milleti, sadece askeri birlikler tarafından değil, eli silah tutan kadın erkek herkes tarafından savunulmaktaydı.

Her cephede büyük kayıplar veren Osmanlı’nın en büyük kaybı hiç şüphe yok ki Çanakkale Cephesidir. İtilaf devletlerinin Çanakkale’yi geçmesi durumunda ilk hedefleri İstanbul’u işgal etmek ve oradan tüm Anadolu’ya yayılarak Türkleri bu topraklardan atmaktı. Birkaç gün sonra İstanbul’a varacakları niyetiyle İngiltere’den yola çıkan İngiliz Donanması, Hasta Adam Dedikleri Türk askerleri tarafından bertaraf edilerek ellerinde kalan donanma ve askerleriyle yurtlarına döneme durumunda kaldılar. 

İtilaf Devletlerinin Deniz Harekatı Şubat 1915 yılında Çanakkale’nin bombalanmaya başlaması üzerine resmen başlayan savaş, tam bir cehennem yeri idi. 18 Mart 1915’e kadar süren deniz savaşında İtilaf Devletleri, Çanakkale’yi geçmenin o kadar da kolay bir iş olmadığı kabul ederek deniz savaşında başarısız olduklarını kabul ederek geri çekildiler.

ÇANAKKALE ZAFERİ ŞİİRLERİ

Çanakkale Destanı Şiiri (Mehmet Akif Ersoy)

Şu Boğaz Harbi nedir? Var mı ki dünyâda eşi?
En kesîf orduların yükleniyor dördü beşi,
-Tepeden yol bularak geçmek için Marmara’ya-
Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya.
Ne hayâsızca tehaşşüd ki ufuklar kapalı!
Nerde -gösterdiği vahşetle- “bu: bir Avrupalı! “
Dedirir -yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi,
Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yâhud kafesi!
Eski Dünyâ, Yeni Dünyâ, bütün akvâm-ı beşer,
Kaynıyor kum gibi, tûfan gibi, mahşer mahşer. (1)
Yedi iklîmi cihânın duruyor karşına da, (2)
Ostralya’yla berâber bakıyorsun: Kanada!
Çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk;
Sâde bir hâdise var ortada: Vahşetler denk.
Kimi Hindû, kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ…
Hani, tâ’ûna da züldür bu rezîl istîlâ!
Ah o yirminci asır yok mu, o mahlûk-i asîl,
Ne kadar gözdesi mevcûd ise, hakkıyle sefîl,
Kustu Mehmedciğin aylarca durup karşısına;
Döktü karnındaki esrârı hayâsızcasına.
Maske yırtılmasa hâlâ bize âfetti o yüz…
Medeniyyet denilen kahbe, hakikat, yüzsüz.
Sonra mel’undaki tahrîbe müvekkel esbâb,
Öyle müdhiş ki: Eder her biri bir mülkü harâb.
Öteden sâikalar parçalıyor âfâkı;
Beriden zelzeleler kaldırıyor a’mâkı;
Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin;
Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin.
Yerin altında cehennem gibi binlerce lağam,
Atılan her lağamın yaktığı: Yüzlerce adam.
Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer;
O ne müdhiş tipidir: Savrulur enkaaz-ı beşer…
Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak,
Boşanır sırtlara, vâdîlere, sağnak sağnak.
Saçıyor zırha bürünmüş de o nâmerd eller,
Yıldırım yaylımı tûfanlar, alevden seller.
Veriyor yangını, durmuş da açık sînelere,
Sürü hâlinde gezerken sayısız tayyâre.
Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermîler…
Kahraman orduyu seyret ki bu tehdîde güler!
Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;
Alınır kal’â mı göğsündeki kat kat îman?
Hangi kuvvet onu, hâşâ, edecek kahrına râm?
Çünkü te’sis-i İlâhî o metîn istihkâm.
Sarılır, indirilir mevki’-i müstahkemler,
Beşerin azmini tevkîf edemez sun’-i beşer;
Bu göğüslerse Hudâ’nın ebedî serhaddi;
“O benim sun’-i bedî’im, onu çiğnetme” dedi.
Âsım’ın nesli…diyordum ya…nesilmiş gerçek:
İşte çiğnetmedi nâmûsunu, çiğnetmeyecek.
Şühedâ gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar…
O, rükû olmasa, dünyâda eğilmez başlar,
Yaralanmış tertemiz alnından, uzanmış yatıyor, (3)
Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor!
Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş asker!
Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.
Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhîd’i…
Bedr’in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi.
Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?
“Gömelim gel seni târîhe” desem, sığmazsın.
Herc ü merc ettiğin edvâra da yetmez o kitâb…
Seni ancak ebediyyetler eder istîâb.
“Bu, taşındır” diyerek Kâ’be’yi diksem başına;
Rûhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;
Sonra gök kubbeyi alsam da, ridâ namıyle,
Kanayan lâhdine çeksem bütün ecrâmıyle;
Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan, (4)
Yedi kandilli Süreyyâ’yı uzatsam oradan;
Sen bu âvîzenin altında, bürünmüş kanına,
Uzanırken, gece mehtâbı getirsem yanına,
Türbedârın gibi tâ fecre kadar bekletsem;
Gündüzün fecr ile âvîzeni lebriz etsem;
Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana…
Yine bir şey yapabildim diyemem hâtırana.
Sen ki, son ehl-i salîbin kırarak savletini,
Şarkın en sevgili sultânı Salâhaddîn’i,
Kılıç Arslan gibi iclâline ettin hayran…
Sen ki, İslâm’ı kuşatmış, boğuyorken hüsran,
O demir çenberi göğsünde kırıp parçaladın;
Sen ki, rûhunla beraber gezer ecrâmı adın;
Sen ki, a’sâra gömülsen taşacaksın…Heyhât,
Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihât…
Ey şehîd oğlu şehîd, isteme benden makber,
Sana âgûşunu açmış duruyor Peygamber.

Bir Yolcuya (Necmettin Halil Onan)

Dur yolcu! Bilmeden gelip bastığın
Bu toprak, bir devrin battığı yerdir.
Eğil de kulak ver, bu sessiz yığın
Bir vatan kalbinin attığı yerdir.
Bu ıssız, gölgesiz yolun sonunda
Gördüğün bu tümsek Anadolu’nda,
İstiklal uğrunda, namus yolunda
Can veren Mehmed’in yattığı yerdir.
Bu tümsek, koparken büyük zelzele,
Son vatan parçası geçerken ele,
Mehmed’in düşmanı boğdugu sele
Mübarek kanını kattığı yerdir.
Düşün ki, haşrolan kan, kemik, etin
Yaptığı bu tümsek, amansız, çetin
Bir harbin sonunda bütün milletin
Hürriyet zevkini tattığı yerdir.

Asker Şiiri (Ziya Gökalp)

Elimde tüfenk, gönlümde iman,
Dileğim iki: Din ile vatan…
Ocağım ordu, büyüğüm Sultan,
Sultan’a imdâd eyle Yârabbi!
Ömrünü müzdâd eyle Yârabbi!
Yolumuz gaza, sonu şehâdet,
Dinimiz ister sıdk ile hizmet,
Anamız vatan, babamız millet,
Vatanı ma’mur eyle Yârabbi!
Milleti mesrur eyle Yârabbi!
Sancağım tevhid, bayrağım hilâl,
Birisi yeşil, ötekisi al,
İslâm’a acı, düşmandan öc al,
İslâm’ı âbâd eyle Yârabbi!
Düşmanı berbâd eyle Yârabbi!
Kumandan, zabit, babalarımız.
Çavuş, onbaşı, ağalarımız.
Sıra ve saygı, yasalarımız.
Orduyu düzgün eyle Yârabbi!
Sancağı üstün eyle Yârabbi!
Cenk meydanında nice koç yiğid,
Din ve yurd için oldular şehid,
Ocağı tütsün, sönmesin ümid,
Şehidi mahzun etme Yârabbi!
Soyunu zebun etme Yârabbi!

Çanakkale Destanı (Faruk Nazif Çamlıbel)

Yaşamaz ölümü göze almayan.
Zafer, göz yummadan koşana gider.
Bayrağa kanının alı çalmayan,
Gözyaşı boşana boşana gider!
Kazanmak istersen sen de zaferi
Gürleyen sesinle doldur gökleri
Zafer dedikleri kahraman peri
Susandan kaçar da coşana gider.
Bu yolda herkes bir ey delikanlı
Diriler şerefli ölüler şanlı
Yurt için döğüşen başı dumanlı
Her zaman bu şandan, o şana gider

Bir Bayrak Rüzgar Bekliyor (Arif Nihat Asya)

Şehitler tepesi boş değil,
Biri var bekliyor.
Ve bir göğüs, nefes almak için;
Rüzgar bekliyor.
Türbesi yakışmış bu kutlu tepeye;
Yattığı toprak belli,
Tuttuğu bayrak belli,
Kim demiş meçhul asker diye?

Destanını yapmış, kasideye kanmış.
Bir el ki; ahretten uzanmış,
Edeple gelip birer birer öpsün diye fâniler!
Öpelim temizse dudaklarımız,
Fakat basmasın toprağa temiz değilse ayaklarımız.
Rüzgarını kesmesin gövdeler
Sesinden yüksek çıkmasın nutuklar, kasîdeler.

Geri gitsin alkışlar geri,
Geri gitsin ellerin yapma çiçekleri!
Ona oğullardan, analardan dilekler yeter,
Yazın sarı, kışın beyaz çiçekler yeter!
Söyledi söyleyenler demin,
Gel süngülü yiğit alkışlasınlar
Şimdi sen söyle, söz senin.

Şehitler tepesi boş değil,
Toprağını kahramanlar bekliyor!
Ve bir bayrak dalgalanmak için;
Rüzgar bekliyor!
Destanı öksüz, sükûtu derin meçhul askerin;
Türbesi yakışmış bu kutlu tepeye
Yattığı toprak belli,
Tuttuğu bayrak belli,
Kim demiş meçhul asker diye? …

Beğen

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir